İçeriğe geç

Günümüzde iman ve Kur’ân hizmetine gönül veren adanmışlar açısından bu düşünce çok önemlidir. Onlara düşen vazife, ruhlarının ilhamlarını muhtaç sinelere boşaltmaktan, kendi değerlerini dünyanın dört bir yanına duyurmaktan ve seslerini herkese ulaştırmaya çalışmaktan ibarettir. Bu meselenin hesabına ve neticesine gelince yani ne, ne zaman, nasıl olacak, işin bu kısmı Allah’a aittir. Bize düşen, bunları düşünmemektir. “Sen tohum at git, kim tımar ederse etsin, kim hasat ederse etsin, kim ambara doldurursa doldursun.” düsturu, mesleğimizin önemli bir esasıdır. Hatta elden geliyorsa, tohum attıktan sonra hatırlanmayacak şekilde gitmelidir. Kendini unutturmalıdır. İz süren kimseler dahi ona ulaşamamalıdır. “Bu tohumu kim atmıştı, bu fideyi kim dikmişti?” soruları cevapsız kalmalıdır. Önemli değil, o bilinmese bile millet onu bir yâd-ı cemil olarak zikredecektir. “Bu tohumları her kim attıysa Allah ondan razı olsun!” diyeceklerdir.

Eğer insan bu duygu ve düşünceleri içselleştirebilirse, sadece vazife şuuruyla yaşar; bulunduğu konumu rantabl olarak nasıl değerlendirebileceğini düşünür. Bulunduğu yer ve konum ne tür işler, hizmetler yapmaya müsait ise onlarla meşgul olur. Elinden geldiğince sahip olduğu imkânları değerlendirmeye çalışır. Önüne çıkan hiçbir fırsatı kaçırmaz. Yaptığı bütün bu hizmetler karşılığında da herhangi bir beklentiye girmez. Miadı dolunca kendisine düşen vazifeyi yapmış olmanın rahatlığı içerisinde arkasına bile bakmadan çeker gider. Musallada halkın, “Biz bundan razıyız.” demesini dahi beklemez. Zira dünyadaki her türlü beklenti ahirette beklenen şeylerin önünde aşılmaz bir engeldir. Burada ne kadar tadar, ne kadar yer, ne kadar istifade ederseniz ahiretteki nimetleri o nispette azaltmış olursunuz.

16