Pek çok âyet-i kerimede olduğu gibi burada da hitap her ne kadar Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) olsa da esasında âyetin hükmü bütün mü’minleri içine alır. Hatta âyetin asıl maksadı, Efendimiz’den ziyade mü’minlere doğru düşünce tarzını öğretmektir dense sezâdır. Türkçemizde meşhur olmuş bir sözle ifade edecek olursak, tabir-i caizse, “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!” demek gibidir. Zira Efendimiz zaten bu meselenin şuurundadır. O zaten kendi vazifesini yapar ve şe’n-i rubûbiyetin gereğine karışmaz. Zira O, davasının en sadık temsilcisidir. Fakat bir rehber ve bir temsilci olması itibarıyla Müslümanlara denecek bazı hususlar O’nun şahsı muhatap alınarak söylenir. Eğer Kur’ân’ın bütün emirlerine doğrudan bize hitap ediyor gibi bakmazsak Allah’ın mesajını, kendine has enginliği ve derinliğiyle anlayamayız.
Bediüzzaman Hazretleri konuyla ilgili şöyle der: “Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler yalnız kendi vazifelerini düşünmek lazım gelirken Cenâb-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler… İnsan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı.”8 Hazreti Üstad belagatteki “müşakele”9 üslubundan hareketle “vazife” kelimesini Cenâb-ı Hakk’a da nispet ediyor. Bizim anlayacağımız şekilde ifade edecek olursak şöyle de diyebiliriz: Sen vazifeni yap, şe’n-i rubûbiyetin gereğine karışma.