İçeriğe geç

– Sensin Rabbim.

Cenâb-ı Hak, ona daha başka nimetlerini de hatırlatır ve onları ihsan edenin kim olduğunu sorar. Kul da her seferinde, “Sensin Rabbim.” diye cevap verir. Sonunda Allah şöyle buyurur: “Nasıl ki bütün bunlar Benim rahmetimin bir eseriyse seni de rahmetimle Cennet’e koyacağım.” Sonra da meleklere onu Cennet’e koymalarını emreder. Kıssayı bitirince Cibril şöyle buyurur: “Ey Muhammed, her şey Allah’ın rahmetiyledir.”105

Bunu destekleyen diğer bir hadiste Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Hiç kimse ameliyle Cennet’e giremez.” Sahabe-i kiram merakla, “Ey Allah’ın Resûlü, Siz de mi?” diye sorar. Efendimiz de şu çarpıcı açıklamayı yapar: “Allah rahmet ve fazlıyla sarıp sarmalamazsa ben de giremem.”106

Esasında Hazreti Üstad’ın ifade ettiği hakikat de bu tür hadislere dayanır. Buradan hareketle diyebiliriz ki Allah için yapılan ibadet ü taatlerin hedefi, ne dünyevî ne de uhrevî mutluluk olmalıdır. Ne evlad u iyal ne de mal u menâle sahip olmak için kulluk yapılmaz. Hatta yapılan ibadetlerin sebebi, Cennet nimetlerine ve ebedî saadete ulaşmak bile olmamalıdır. Sanki biz kulluğumuzu yerine getirince dünyevî ve uhrevî neticeler hâsıl olacakmış gibi bir beklentiye girilmemelidir.

Meseleye “kazanılmış bir hak” mülâhazasıyla yaklaşmak Allah’a karşı bir saygısızlıktır. Çünkü burada Allah’ın nimetlerini ve o nimetlerin arkasındaki rahmet elini görememe gibi bir körlük vardır. Meseleye riyazî mantık açısından yaklaşacak olursak da kısacık bir ömürde yapılan az bir ibadetle ebedî nimetlerin elde edilemeyeceği anlaşılacaktır. Bu sebeple mü’mine yakışan tavır, kulluğunu, geçmişte verilen nimetlere bir şükür olarak görmesi, dünyevî ve uhrevî kazanımları ise reca hissiyle Allah’ın rahmetinden beklemesidir.

Nimet Sağanakları

203