İçeriğe geç

Bu itibarladır ki mü’mine düşen öncelikli vazife, müspet şeylerle kalbini canlı tutmaya çalışmaktır. O; iman, marifet, muhabbet ve aşk u şevk adına sürekli “Daha yok mu?” demeli ve hayatını hep bunları heceleyerek sürdürmelidir. Diğer yandan da menfi şeylerden uzak durmalı, kalbinin kirlenmesine, katılaşmasına fırsat vermemelidir.

Yine Hz. Pîr’in beyanlarına müracaat edecek olursak, “İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuzda yaralar açar. Bu yaralar da pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit eder.”53 Bu yüzdendir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tıpkı şeytandan sığındığı gibi kalb katılığından da Allah’a sığınmıştır.54 Daha doğrusu O, böyle bir taleple rehberliğinin hakkını vermiştir. Bu açıdan bize düşen, kalbin kirlenmesinden, yaralanmasından, kasvetinden, katılığından, damgalanmasından, mühürlenmesinden sürekli Allah’a sığınmaktır.

Öte yandan nasıl ki kalb damarları tıkanan, kalbi randımanlı çalışmayan bir insan, stent taktırarak veya bypass ameliyatı olarak tıkanıklığı ve problemi gidermeye çalışıyorsa latife-i Rabbaniye olan mânevî kalbi arızalanan insanın da derhal bunun tedavisiyle meşgul olması gerekir. İnsan kirli, yaralı ve katı bir kalble yaşamamalı; onu yeniden fonksiyonunu eda edecek hâle getirmeye çalışmalıdır. Zira kirli kalblere Cenâb-ı Hak teveccüh etmez. O’nun teveccüh etmediği bir yerin ise zindandan farkı yoktur.

Salih İnsanlarla Birliktelik

77