Buna benzer diğer bir menkıbe de şudur: Seyyidinâ Hz. Musa, Tur’a giderken kumların üzerinde yatan ve üzerinde doğru dürüst giyeceği bir elbisesi bile bulunmayan bir insanla karşılaşır. Bu kişi Hz. Musa’ya, “Benim hâlimi Cenâb-ı Hakk’a arz ediver de bana biraz imkân nasip etsin!” der. Hz. Musa da onun isteğini yerine getirir fakat Allah Teâlâ, fakirliğin onun hakkında daha hayırlı olduğunu bildirir. Hz. Musa gelip bunu adama haber verince o, zenginliğin de kendisi hakkında hayırlı olabileceğini söyleyerek dua konusunda ısrar eder. Sonunda Allah yapılan duayı kabul eder; bu kişinin aldığı birkaç koyuna bereket nasip eder ve adam zamanla sürülere sahip olur. Gel zaman git zaman yine Hz. Musa bu bölgeden geçerken kalabalığın bir adamı idam ettiğine şahit olur. Olayın aslını soruşturunca da ölüm cezası verilen kişinin o zat olduğunu öğrenir; Allah’ın verdiği imkânlar karşısında değişmiş, mal ve serveti onu küstahlaştırmış ve baştan çıkarmıştır. Neticede bir gün içki içmiş, sarhoş olmuş ve sarhoşken bir adamı öldürmüştür, bu yüzden de idam cezasına çarptırılmıştır.3
Bu hikâyenin aslının doğru olup olmaması bir tarafa, bizim için ifade ettiği mânâ önemlidir. Kaldı ki Kur’ân ve Sünnet’te ibret almamız adına bundan daha başka örnekler de zikredilir. Mesela Karun, servet ve zenginliğin kendisini baştan çıkardığı kişilerden birisidir. Aynı şekilde Efendimiz’in ümmetinden olan Sâlebe, servetin başını döndürdüğü, bakışını bulandırdığı ve başkalaşma kısır döngüsü içerisine girerek kendi helakine imza atan tali’sizlerdendir. Demek ki başkalaşma daha dünyada iken insanın başına farklı gaileler açabiliyor. Dünyada olmasa da Allah, verdiği nimetler karşısında küstahlaşan ve şımaran kişileri ahirette cezalandıracaktır.