İçeriğe geç

Aynı şekilde Hazreti Hûd’un kavmi de onun çağrısına şu şekilde mukabele etmiştir: “Ey Hûd! Sen bize seni tasdik edecek açık bir delil, bir mucize getirmedin. Senin sözüne bakarak tanrılarımızı bırakacak değiliz. Sana inanacak da değiliz. Senin için denecek tek şey şu: ‘Galiba tanrılarımızdan biri seni pek fena çarpmış!’”121 Bunlar dünyanın en mantıklı ve muhakemeli insanları olan peygamberlere söylenilecek sözler midir? Sıdk (doğruluk), emanet (güvenilirlik), ismet (masumiyet, günahsızlık), fetanet (üstün bir akla ve yüksek bir mantığa sahip olma) gibi kâmil sıfatlara sahip olan, semalar ötesi âlemlerle münasebet hâlinde bulunan ve hayatlarını ilham sağanakları altında sürdüren peygamberlere, bizim naklederken bile zorlandığımız bayağı sözler söyleyen bu insanların korkunç bir kibir ve temerrüt içinde bulunduklarında şüphe yoktur.

Diğer peygamberlerin, kavimlerinin elebaşları tarafından maruz kaldıkları muameleler de bunlardan farklı olmamıştır. Onların genel tavırları, kendilerini hak ve hakikate davet eden nebilerden yüz çevirme, onlarla alay etme, onları yalanlama, hafife alma veya tehdit etme şeklinde olmuştur. Bu saygısızlık ve cüretleri sadece sözden ibaret de kalmamış, peygamberlerden kimisini taşlamış, kimisine uyguladıkları tazyiklerle normal yaşama imkânı bırakmamış, kimisini vatanından sürgün etmiş, kimisini ise öldürmüşlerdir.

191