Şimdi soruda dile getirilen âyet-i kerimeye daha yakından bakmaya çalışalım. Hazreti Şuayb, يَا قَوْمِ diyerek söze başlıyor. Bu hitapta mütekellim “ye” sinin düştüğü görülüyor. Bu da Hazreti Şuayb’ın kavminin hidayeti konusundaki heyecan ve acelesine işaret edebilir. Yer yer Kur’ân’da bu tür tasarruflara rastlamak mümkündür. Devamla o, أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِنْ رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا“Bana söyler misiniz, şayet ben (sizi davet ettiğim hususlarda), Rabbimden gelen bir burhan ve delil üzerine isem ve O bana nezdinden güzel bir rızık vermişse…?” diyor.
Hazreti Şuayb, bu ifadeleriyle Cenâb-ı Hakk’ın kendi üzerindeki nimetlerini hatırlatarak kavmini düşünmeye davet ediyor. O, sahip olduğu malların ve nimetlerin Allah tarafından kendisine lütfedilmiş helâl bir rızık olduğunu zikretmek suretiyle, kavminin rızıklarının helâl olmadığına da bir göndermede bulunuyor. Nitekim o, daha başka âyet-i kerimelerde açıkça zikredildiği üzere, اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَـكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَـق۪يمِۚ وَلَا تَـبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ “Ölçeği tam ölçün, eksik ölçüp hak yiyenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın. Taşkınlık yaparak nizamı bozmayın!”142 şeklindeki ifadeleriyle, onlara helâl rızkın yolunu göstermiştir.