Esasında bu dua, Kur’ân’da ifade edildiği üzere Hazreti Âdem ve Hazreti Yunus’un dualarıyla da aynı mânâyı ifade etmektedir. Hazreti Âdem, قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْـفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَـنَا وَتَـرْحَمْنَا لَـنَـكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ“Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet buyurmazsan kaybedenlerden oluruz.”165 ifadeleriyle Allah’a yalvarırken, Hazreti Yunus da şöyle der: لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ “Ya Rabbi! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sübhânsın, bütün noksanlardan münezzeh ve yücesin! Doğrusu ben kendime zulmettim, yazık ettim. (Merhamet ve affını bekliyorum Rabbim!)”166
Bütün Hayırların Anahtarı: Tevazu ve Mahviyet
Evet, Cenâb-ı Hak, iltifat-ı sübhâniyesi, ihsanat-ı rabbâniyesi ve ikramat-ı ilâhiyesiyle sizi yükseltebilir, değişik varidat ve mevhibelere mazhar kılabilir. Eğer sürekli kendinizi kuyunun dibinde tahayyül etmeyi ve oradan gökyüzünü seyretmeyi bırakıp, gördüğünüz güzellikleri elde etme adına ciddi bir gayret ortaya koyarsanız Allah da sizin birlerinizi bin edebilir. Siz Mevlâ’yı severseniz O da sizi sever; rızasını talep ederseniz sizden razı olur. Eyyüb gibi ağlar, sular gibi çağlarsanız O da sizi cevapsız bırakmaz ve gözyaşlarınızı sizi deryaya ulaştıracak bir vesile kılar. Zira kudsi bir hadis-i şerifte O, kulunun bir adımına iki adımla, iki adımına yürüyüşle, yürüyüşüne koşmakla, yani kulun az bir yakınlaşmasına kat kat yaklaşmayla mukabelede bulunacağını ifade buyurmuştur.167