Aynı şekilde elde edilmesi ümit edilen menfaatler de insanı zâlim idareciler karşısında dilsiz şeytan konumuna düşürür; bile bile gerçekleri çarpıtmasına, yanlış konuşup yanlış işler yapmasına yol açar. Bugün çok acı misallerine şahit olduğumuz gibi, niceleri önlerine serilen bir kısım imkânlar veya girdikleri bir kısım beklenti ve ümniyeler veyahut da içine düştükleri korku ve endişe yüzünden, dün dediklerinin bugün tam zıddını söylüyor; tıpkı bukalemunların yaptığı gibi şartların değişmesiyle renkten renge giriyor, hem dünya, hem de ahiret hayatlarını mahvedecek şekilde üst üste cinayetler işliyorlar. Onlar, değişik angajmanlıklar karşısında âdeta bir esir hayatı yaşıyor, bir türlü özgürce hareket edemiyor, hür olamıyorlar. İşte korku ve menfaatin hükümferma olduğu bir zaman diliminde hakkı söylemeye devam etmek, gerçek bir kahramanlıktır. Elbetteki bu kahramanlığın, ötede mükâfatı da ona göre olacaktır.
Hâsılı, amellerin sevap ve mükâfatı, onların gerçekleştirildiği zaman ve zemine göre farklılık arz eder. Meşakkatli ve zor olan bir amelin sevapta katlanmaya vesile olması, ancak niyetteki hülûsun korunmasına ve sarih-zımnî değişik şikâyetlere girilmemesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle insan, o meşakkatli ameli yaparken meşakkat ölçüsünde sevap elde edebilmek için, zorluklardan şikâyet etmemesi, her şeye rağmen dişini sıkıp sabretmesi, kadere taş atmaması, o ameli isteyerek ve gönlünden gelerek yapması gerekir.
168 Âl-i İmrân sûresi, 3/134.
169 Haşir sûresi, 59/9.
170 el-Hâkim, el-Müstedrek 3/270; İbn Abdilberr, el-İstîâb 3/1084.
171 Buhârî, ezân 36, zekât 16, rikak 24, hudûd 19; Müslim, zekât 91.
172 Yûsuf sûresi, 12/23.
173 A’râf sûresi, 7/201.
174 Rahman sûresi, 55/46.
175 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/468; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 45/450.