İçeriğe geç

Hz. Halil, hayat-ı seniyyelerinin de şehadetiyle, nazar ufkunun doyma bilmeyen bir itminan tâlibidir. Hz. Muhibb u Mahbub ise, ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ“Son derece kuvvetli o Hükümdar’ın, hak ve dürüstlük otağında yerlerini alırlar.”2 fehvâsınca, hulf ü hilâfa kapalı ve zeval ihtimali bulunmayan bir sadakat otağının kadem sultanıdır. O, kademi nazarına ulaşmış öyle bir müşahid-i nuranîdir ki, sadece tasavvurları, tahayyülleri ve nazar-ı temâşâlarıyla değil, künhü nâkabil-i idrak ve مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ وَلَا خَطَرَ عَلٰى قَلْبِ بَشَرٍ3 mazmununca gözlerin görmediği/göremeyeceği, kulakların işitmediği/işitemeyeceği ve nazar ufkunu aşkın öyle şâhikalarda pervaz etmiştir de, ne evvel gelenler ermiştir o devlete ne de melekûtun üveyikleri erişmiştir bu rif’ate…

Nazar-ı vusûl, bil-asâle Hz. Halil’in mazhariyeti; kadem-i vusûl ise, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi efdalüttahiyyât ve ekmelütteslîmât) pâyesidir. Ne var ki, sahib-i kadem, sahib-i nazar’ın ufkunda فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْ“Sen de onlara, yürüdükleri bu yolda iktida et.”4 mefhumunca, min vechin ona/onlara uyar. Tıpkı sultanın, raiyyetinden birinin hanesinde, صَاحِبُ الدَّارِ أَوْلٰى بِالْإِمَامَةِ“Ev sahibinin imam olması daha uygundur.”5 deyip tenezzülen onun iş’âr ve işaretleriyle hareket etmesi gibi…

296