İçeriğe geç

Evet, ehadiyet âlemi, vahidiyet dairesi önünde hakâik-i ulûhiyet ve esrar-ı sübhaniyenin sırlı bir ifadesi gibidir. O hakâik-i ulûhiyete dair söylenebilecek sırları söyler; söyler de okuyabilen herkes onda esrar-ı بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ve قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ ‘i okuyabilir. Yani Allah, ilâhiyetinde vâhid olduğu gibi rubûbiyetinde de birdir. Keza O, sıfât-ı sübhaniyesinde tek ve yektâ bulunduğu gibi esmâ-i ilâhiyesinde de Ferd ü Samed’dir.. evet Allah, zâtında vâhid, vücudunda vâhid, rahmâniyetinde vâhid, rahîmiyetinde vâhid, rezzakiyetinde vâhid, hallâkiyetinde vâhid… bir Vâhid ü Ehad’dir.

Daire-i ulûhiyet, bütün esmâ ve sıfât-ı sübhaniyeyi câmi –İsm-i Zât’ın umum esmâ-i hüsnâyı bittazammun ve bililtizam iktiza etmesi bunu göstermektedir– âlemler üstü bir âlemdir ve tecellî sahası itibarıyla da rahamûttan melekûta ve ondan da bittafsil zâhir-bâtın hemen her âlemin menba-i feyezânıdır. Ehadiyet, bir âlem-i münkeşife ve müteayyine, vahidiyet de ikinci bir âlem-i tafsil ve taayyüniyedir. Bu açıdan ulûhiyette câmi ve şamil celâl edalı bir cemal, ehadiyette mütesavi bir tecellî-i celâl ve cemal, vahidiyette ise cemal inkişaflı bir celâlden söz edilebilir. Bu hususta ehadiyete ait hususiyetleri vahidiyette, vahidiyete ait hususiyetleri de ehadiyette görüp konuyu öyle yorumlayanlar da vardır. Böyle bir yaklaşım بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ deki zât, sıfat ve ismin ifade ettikleri mânâya da uygun düşmektedir.

Esmâ ve sıfâtın zuhur ve hafâsı, tabir-i diğerle, münhasıran Hazreti Zât’ın nazara alınması ya da esmâ ve sıfât mülâhazasına iktiran içinde düşünülmesi itibarıyla iki ana merhalenin –bu mütalâa da yine zaman mülâhazasından tecerrüd edememeye bağlı bize ait bir nakîsenin ifadesi– mevcudiyeti söz konusudur:

93