İçeriğe geç

İster akide açısından, ister tasavvufî zevk ve hâlin ifadesi olarak tevhidi en zirvedekilerin mülâhazası içinde düşünürken dahi, kat’iyen Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın rehberlik ve daire-i irşadının dışında kalmamaya çalışmak bir esastır; zira O’nun mişkât-ı nübüvvetinin dışında, en parlak ışıkların, en engin zevklerin ve en derin mârifetlerin dahi nefsanî birer zevk ve yalancı birer ziya olmaları ihtimalden uzak değildir.

Çelebizâde Abdülaziz Efendi’nin, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin: “Hudâ Rabbim nebim hakka, Muhammed’dir Resûlullah” şeklindeki manzum akidesi türünden “Gülşen-i Niyaz”daki mevzûn ifadeleri hem akide kitaplarındaki geleneğe hem de asfiyâ telakkisine uygun olması itibarıyla, sözlerimizi böyle bir nazımla noktalamak istiyoruz:

Vahdet-i zâtı eyleyüp tahkîk,
Etmişimdir sıfâtını tasdîk.
İlim, kudret, hayat, sem’ u basar,
Zât-ı pâkinde oldular muzmer.
Gerçi zâtla kadîm oldu sıfât,
Ne sıfât zâttır ne de gayru’z-zât.
Aceze’l-vâsıfûne an sıfâtik,
Mâ arafnâke hakka mârifetik.32
Ehadiyette yok şebîh ü nazîr,
Mülkte hâcet-i müşîr ü vezîr..
Ne arazsın ne cism ü cevhersin,
Ne müteşekkil ne musavversin.
Yâni min haysü zâtihi’l-akdes,
Sıfât-ı Hak hemîn tecerrüd bes.
Sende yoktur eyâ Semî’ u Mucîb,
Hadd ü add ü tecezzî vü terkîb.
Sana nisbetle yâ Aliyye’ş-şân,
Ne zamana itibarı var ne mekân..
Olmadı yok o ihtimal yine,
Ekl ü şurb ü libas ü nevm ü sine.
Pâktır dâmen-i celâlet-i Hak,
Şehvet isnad olunmadı mutlak.
Fer’ ü asl ihtimalin eyledi sed,
Âyet-i “lem yelid ve lem yûled”.
Lem yezel ü lâ yezâlsin bîşek,
Safha-i dil bu itikada mihenk.
Hem evvelü bidâyet Ol’dur Ol,
Âhirü nihâyet de Ol’dur Ol.
Muhdis-i âlem O Zât-ı Kadîm,
Hem masnû-ı feyz ü fazl-ı amîm.
227