sözlerinin tın tın ses verdiğini duyar. Doğrusu, burası öyle bir makamdır ki, bu makamda duyulan îmân O’ndan, mârifet O’ndan, sevgi O’ndan ve aşk u şevk de O’ndandır. Bu makamda duyguları çepeçevre saran سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَاۘ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَۤا12 itiraf-ı azîmesi, vicdanlarda hissedilen biricik gerçek de هُوَ الْبَاقِي الْأَبَدِيُّ الْسَرْمَدِيُّ hakikatidir. İşte böyle bir tahkike erinceye kadar göze-kulağa neler ilişir neler.! Mertebe rütbeye, hâl de makama dönüşünce, mahiyet-i insaniye “sübühât-ı vech”in şuaâtı karşısında لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ13 der erir-gider ve cihetler üstü dört bir yanda وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ14 gerçeği duyulmaya başlar. Bu noktayı tutacağı ana kadar, “dün-bugün-yarın” diyen insan mantığı, o makama erip, kendini o makamın mevhibe sağanakları içinde bulunca أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْاٰخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ15 hakikat-i ezeliye ve lâyezâliyesi karşısında mütelâşî olup dört bir yana saçılır; hatta vicdan bazen izafî vücudunu dahi nisyana gömerek كَانَ اللّٰهُ وَلَا شَيْءَ مَعَهُ“O vardı da başkası yoktu.”16 mülâhazasını bir kere daha derinden derine duyar.. “Ne hulûl ne ittihat; hakikî “vücud” Sana ait; mâsivâ ise, Senin varlığının ziyasının gölgesinden ibaret.” diye mırıldanır ve bütün benliğiyle O’na nisbetin şerefini soluklar; mütevazi, mahviyet içinde ve hacaletiyle beraber “ahsen-i takvîm”e mazhariyetin bütün fezâilini ruhunda duyar.
Dipnotlar
- 12 “Sübhansın yâ Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki!” (Bakara sûresi 2/32)
- 13 (Allah onlara şöyle hitab eder: “Bugün mülk ve hâkimiyet kimin?) Mutlak galip, tek Hâkim olan Allah’ındır!” (Mü’min sûresi, 40/16)
- 14 Rahman sûresi, 55/27.
- 15 “Ezelden beri var olan Sensin. Senden gayri de ezelde hiçbir şey yoktu. Her şey helâk olduktan sonra bâki kalan sadece Sensin, Senden gayrı bâki olan hiçbir şey yoktur.” (Müslim, zikir 61; Tirmizî, daavât 19; Ebû Dâvûd, edeb 98.)
- 16 Buhârî, tevhid 1, 22; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/431.