İnsan ruhunun, hakikî menba-ı feyzi olan lâhut âleminden cüdâ düşerek dağınıklıklara dûçâr olmasına, vahşet duymasına, tatminsizliklere maruz kalmasına, başka arayış ve başka beklentilere sürüklenmesine karşılık أَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ“Biliniz ki kalbler ancak Allah’ı anmakla huzur ve itminana kavuşur.”10 ufkunun şuâlarıyla beslenen kalb, sürûr-u ilâhî mevhibesini zevk ederek her türlü olumsuzluğun hakkından gelebilecek bir aşkınlığa ulaşır.
2. Şuhûdun sürûrudur ki; ilimden mârifete yükselen sâlikin, ibadet ü taatı, kalbî muamelesi, ruhî irtibatı sayesinde bedenî hayatını, ihtiyar ve iradesini, ilâhî meşîet bahr-i muhiti içinde bütün bütün mütelâşî ve yok sayarak, Rabb’in irade ve ihtiyarıyla yeni bir varlığa ermesi ufkunda tecellî eden bir sürûrdur ve insanın uhrevî buudunun öne çıkması, itikat dairesinin sebepler âlemine galebe çalması ve hâdiselerin öteler dalga boyu hususiyetleriyle duyulup hissedilmesinden ibaret sayılmıştır. Siz isterseniz buna “fenâ fillâh” da diyebilirsiniz.
Minhâc sahibi bu engin sürûru şöyle resmeder:
Dipnotlar
- 10 Ra’d sûresi, 13/28.