İçeriğe geç

İnsan-ı kâmil, Zât-ı Hak adına bir mücellâ ayna ve başkaları hesabına da, çevresinde peyklerin dönüp durduğu bir Kutup Yıldızı’dır. O, kendi etrafında döndüğü aynı anda, bir yandan sürekli olarak kendi yörüngesinde O’na merbûtiyetini soluklayarak pervaz ederken, diğer yandan da وَعَلَامَاتٍۘ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ“Yol bulmada Allah size ne emareler ne emareler vaz’etti.. ve o yıldızla da onlar, dosdoğru yollarını bulurlar.”6 işaretiyle, âleme yolunu, yönünü gösterir ve hep bir işaretçi gibi hareket eder. Aslında o, her zaman bir mihrap, bir kapı, bir köprü vazifesi görür; doğruya yönelmeyi sağlar, doğruyu görmeye menfezler açar ve insanları, kendi dünyalarının darlığından sonsuzluk ikliminin genişliğine ulaştırır. İnsanlar, onun atmosferine girince üns esintileri duymaya başlar; o kapının önüne varınca öteden çağrılarla ürperir ve o köprüden geçince de, Hazreti Zât-ı Ehad ü Samed’le, en kâmil mânâda bir abd-Mâbud münasebeti ufkuna yükselirler. Bu ufuk, külliyet planında ve vahidiyet çizgisi itibarıyla istivâ-i arş televvünlü, cüz’iyet dairesinde ve ehadiyet yörüngesi açısından da latîfe-i rabbâniye buudludur. Bu ufkun yolcularının en önemli yol azıkları ve bir mânâda zâd u rahîleleri ise, kalbin her zaman lebriz edilerek pak ve temiz tutulması, başkalarının, ahvâlimize muttali olamayacağı kutlu vakitler sayılan gecelerin o sihirli dünyasında da, secdelerle pusuya yatıp tecellî avlamaktır. İbrahim Hakkı:

Dil beyt-i Hudâ’dır, ânı pak eyle sivâdan,
Kasrına nüzul eyleye Rahmân gecelerde.

diyerek, yol alma adına gecelerin o serin ve ufku açık iklimini salıklar bizlere. Kenz-i Mahfî’ye uzanan gece koridoru veya helezonuyla alâkalı şu hoş söz de Mevlâna’ya ait:

نيك اختريت باشد گر چون قمر نخسيى……گر شهريار خواهي اندر سفر نخسيى
318