“Benim bu hâlimi gören garipler, bir gün (gelip) benim mezar toprağıma otursunlar; (otursunlar) zira garipleri ancak garipler anlar. (Evet) garipler birbirlerine yâdigâr (ve emanet)tirler. Ey Rabbim, Sen çaresizlerin çaresisin; benim de, başkasının da çaresini (ancak) Sen bilirsin. Geceden apaydın gündüzü çıkardığın gibi, bu kederden de benim neş’e ve sürûrumu çıkarabilirsin…” sözleri bu duyguyu ifade etmesi bakımından gayet nefistir.
İğtirabın hâl televvünlüsüطُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ3 beyan-ı Nebevîsi’yle tebcil edilmiştir. Fesat istilasına uğramış bir zaman diliminde, çağın getirdikleriyle boğuşan çaresiz bir salih insan; cehalet girdabına kapılmış bir toplum içinde hakikatâşina bir âlim; nifakın kol gezdiği bir dünyada sadakate kilitlenmiş bir vefa insanı iç içe böyle bir gurbet yaşamaktadır ve fesadın azgın köpürüşlerini, cahil yığınların zebil olup gidişlerini, nifak ve nifakçıların her zaman prim alışlarını gördükçe iliklerine kadar kendini yalnızlık içinde hissederek “Keşke bu insanlara bir şeyler anlatabilseydik!” der inler.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/177, 222; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/83.