İçeriğe geç

“Eğer cehaletle gelirsek, cehalet O’nun zindanıdır.. eğer ilim ile gelirsek, ilim O’nun bostanıdır.. eğer uyuklayarak gelirsek, biz O’nun mestleriyiz.. şayet gülersek, o zaman da O’nun şimşeğiyiz.. eğer öfke ve cenkle gelirsek, bu O’nun kahrının yansıması; sulh ve özürle gelirsek, bu da O’nun mehridir.. bu cihanda iki büklüm olan bizler neyiz ki, (O’na karşı varlık iddiasında bulunalım); biz bir elif gibiyiz ki, o elifin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.”

Vaslın da kendine göre dereceleri vardır:

1. İçinde tevekkül, istiane, tefvîz ve iltica mânâlarını da ihtiva eden “ittisal-i i’tisam” ki وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ2, وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ3, وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ4 gibi âyetlere dayanır; iman, islâm mertebelerine bakar.

2. Amelde, ihlâsta halâsa ermeyi; yakînin hâsıl olmasıyla istidlâl yolundan müstağni kalmayı ve tevhid-i kıble sayesinde kalb dağınıklığından kurtulmayı da tazammun eden “ittisal-i şuhûd”dur ki, ihsan mertebesine işaret eder.

3. Tasavvurlar üstü Allah’a yakınlık sayesinde, kurb nurlarının dört bir yanı ihatası, muhabbetin aşka, aşkın ateşe dönüp feverân etmesi, Hak beraberliğine ait esintilerin (üns esintileri) ruhu çepeçevre sarması ve bâtının, zâhirin önüne çıkması mânâsında “ittisal-i vücud”dur ki, bu seviyeyi idrak etmeyenler için ne duyulması ne hissedilmesi ne de dile getirilmesi mümkündür. Yol bu noktaya ulaşınca, sâlik kendini bir düşünce fakirliği, bir idrak âcizliği ve bir beyan güçsüzlüğü içinde bulur; bulur da kendi kendine bir لَا حَوْلَ çeker, döner مَنْ لَمْ يَذُقْ لَمْ يَعْرِفْ “Tatmayan bilmez.” der, nefesini toparlar ve sonra da Hz. Mevlâna gibi:

كَشفِ اين مَعنَى اگر خَواهِي بِيَا،……تِيغِ {لا} زَنْ بَرْ سَـرِ غَيْرِ خُدَا.
129