Ayrıca edebi, fiilî ve kavlî diye ikiye ayıranlar da olmuştur ki, biz bunlardan fiilî olanının, edebin genel tarifleri içinde üzerinde durmuş ve izah etmeye çalışmıştık. Şimdi bir kere daha hatırlatmak üzere, o konuda söylenmiş bazı değerli sözleri kaydedip geçelim:
Kavlî edep, düşüncede safvetin, gönülde istikametin, Allah’la engin bir münasebetin ifadesi açısından, asırlarca hem medrese hem de tekyede, hakkında çok şey söylenmiş bir konudur.
Vehbî:
sözleriyle katılır bu melek-enîs örfaneye.
Bir başkası da:
ifadeleriyle soluklar edep adına hislerini.
Hz. Mevlâna’nın:
matlaıyla o uzun ve latîflerden latîf edeble alâkalı manzumesi ise, takdirlerimizi aşacak mahiyettedir:
“Efendi bil ki, insanın tenindeki cân edepdir. İnsanoğlunun göz ve kalb nuru edepdir. Âdem bir ulvî âlemdendir, süflîden değil; bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zîneti edepdir. Şeytanın başına ayağını koymak istersen, gözünü iyi aç, şeytanın canını çıkaran edepdir! İnsanoğlu eğer edepden yoksun ise, o insan değildir; zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edepdir. Aç gözlerini bak, Allah kelâmı olan Kur’ân âyet âyet edeptir. Akıldan sordum: ‘İman nedir?’ Akıl kalb kulağına ‘İman edepdir.’ dedi.”