İster öyle-ister böyle cem mertebesini ihraz eden herkes aynı zamanda “bekâ billâh”a da mazhar olmuş demektir. Tevhid-i sıfâtta kendi sıfatlarından, tevhid-i zâtta kendi zâtından fâni olan bir müntehî, “bekâ billâh” unvanıyla yeniden varlığa erer.. ebediyetin neşvesini duymaya başlar; başlar ve kendi fiillerinin, Hakk’ın ef’âli içinde eriyip gittiği zevkiyle “cem” der.. sıfatlarının Hakk’ın sıfatları karşısında müzmahil olduğunu müşâhede ederek kıyam hâlindeki ubûdiyetin rükû ile derinleşmesi anlamında “cem’ü’l-cem” ezvâkıyla erir-gider.. ve zâtının Hazreti İlim ve Vücud muvacehesinde mütelâşî olup gitmesi sonucu tamamen bir iç müşâhede ve zevk-i ruhanî ile kendini “Hazretü’l-Cem” mülâhazasına salar ve hayret üstü hayretlere müstağrak olur.
Diğer bir yaklaşımla, kulluk vazife ve sorumluluklarının, tam bir edep, inkıyat ve şuurla yerine getirilmesine “fark”; şart-ı âdi planında ortaya konan bu “bidâat-i müzcât” ölçüsündeki mini sermayeye “min haysü lâ yahtesib” lütfedilen ilâhî ihsan ve vâridler sağanağına mazhariyet veya memerriyet keyfiyetine de “cem” denir. Bu mülâhazayladır ki, hâl ehli “Farkı anlamayan kulluğu bilemez, cem’i duymayan da mârifetten anlamaz.” demişlerdir.
2إِيَّاكَ نَعْبُدُ ferdî vicdanın mâşerî vicdana tercümanlığı sadedinde, fark makamının sesi ve kulluk pâyesinin soluğu, 3وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ de cem mertebesinin ifadesi ve beşerî acz ü fakrın ilanıdır. Her sâlik için yolculuğun başında duyulan tek ses ve çizgi fark sesi, fark çizgisi, nihayetinde ise cem zevkidir. Bazı istidatlara göre nihayetler nihayeti ise “ehadiyet” mertebesinin remzi olan “cem’ü’l-cem” ve “vahidiyet” zirvesinin işareti olan “Hazretü’l-Cem”dir.
Dipnotlar
- 2 “Yalnız Sana ibadet ederiz.” (Fâtiha sûresi, 1/5)
- 3 “Ve yalnız Senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)