İnsan sürekli kalbinin ritmini kontrol etmeli, hayatının ince hesabını tutmalıdır. Aksi takdirde o, kısa sürede sığlaşır; sığlaştıkça da başkalarının kusuruna takılır kalır, sürekli onların kusurlarını sayıp dökmekle meşgul olur da bu arada kendini unutur. Kendini unutan ise farkına varmadan dünya kadar kusurun içine girer, dünyayla meşgul olurken ukbayı unutur, bugünle meşgul olurken yarınsız hâle gelir.Kur’ân-ı Kerim’de onlarca âyet-i kerimede müminlere muhasebe ve istiğfar ufku gösterilir. Mesela Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından her akşam yatmadan önce okunması tavsiye edilen Bakara Sûresi’nin son âyetinde şöyle buyrulur: “Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma! Ya Rabbenâ! Bizden öncekilere yüklediğin gibi sırtımıza ağır yükler yükleme! Ya Rabbenâ! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!”167
Âl-i İmrân Sûresi’nde de adanmışların önemli bir özelliği olarak muhasebe ve istiğfarları gösterilir. Onların düşmanları karşısında nasıl mukavemet gösterdikleri anlatılır: “Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla beraber, kendisini Allah’a adamış birçok rabbanîler savaştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar, zayıflık göstermediler, düşmanlarına boyun da eğmediler. Allah böyle sabırlı insanları sever.”168 Ardından da şöyle buyrulur: “Onların bu durumda dedikleri sadece şu oldu: ‘Ey bizim kerîm Rabbimiz, günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıklarımızı affet! Ayaklarımızı hak yolda sabit kıl ve kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!’”169
Âyetin sonunda Allah’tan nusret ve yardım talebi dile getirilir. Ama bunun öncesinde “ribbîler” (Allah’a kulluk edenler)