İçeriğe geç

bakış açılarıyla âhiretlerini kaybettikleri gibi, bu dünyalarını da daraltıyor, zindana çeviriyorlar. Aradıkları huzur ve rahatı burada da bulamıyorlar. Bazen dünyaperest insanların hâline hayret ediyorum. Kabir, bizden öncekilerin sedefleşmiş kemikleriyle gözlerinin önünde durduğu, içinde yılanların çıyanların cirit attığı böyle bir enkaza kendilerinin de gireceklerini bildikleri hâlde nasıl oluyor da dünyanın lezzetlerine bu kadar kendilerini kaptırıyorlar? Muhtemelen dünyevî zevklerin verdiği sarhoşluktan ya da bir çeşit hipnoz hâli yaşadıklarından işin hakikatini yeterince idrak edemiyorlar. Yoksa kabirle, ölümle son bulacak kısacık bir hayata yaşama denmez. Yaşanan böyle bir hayat Cennet bile olsa yine de insanı mutlu etmeye yetmez. Cennet’i Cennet yapan onun sonsuzluğudur, Allah’la irtibatıdır.İnkârcılar bu konuda bütün bütün aldanıyorlar. Onların yanı sıra bir kısım müminlerin de dünya karşısında başları dönüyor. Hatta kendilerini ulvî bir davaya adamış insanlar arasında bile bir yere kadar dünyevilik ve sekülerlik hâkim hâle gelebiliyor. Bir bakıyorsunuz, en mütedeyyin insanlar bile plan ve programlarını dünyaya göre yapmaya başlıyorlar. Rahat ve tenperverlik onları esir alabiliyor. Hırs ve tamahlarına yenik düşebiliyorlar. Dolayısıyla inkârcıların içinde yaşayan bu virüs inananlara da bulaşıyor ve manevî yönden onları da hasta ediyor. Bütün yanlış davranışların arkasında bunun olduğu söylenebilir.

Tûl-i Emelden Uzaklaşma Yolları

Dünya sevgisi, dünyaya karşı hırs ve tamah gösterme gibi manevî hastalıkların şerlerinden korunmanın en önemli yolu, Cenab-ı Hak’la münasebetin güçlü tutulmasıdır. İnsan; yaşlandıkça, yaşıyla doğru orantılı olarak O’na yakınlığı artmazsa, kazanma kuşağında kaybedebilir. Eskiden tekke ve zaviyelerde –eskiden diyorum çünkü günümüzde onlar da fonksiyonunu kendilerinden beklenen seviyede eda edemiyor– bu tür virüslere açık tabiatlar terbiye ediliyor ve insanlar, nefsin terbiye edilmesi ve kalbin saf-

113