İçeriğe geç

vesinin, arzu ve tutkularının arkasından koşuyor. Demek ki ilminin kendisine faydası yok. Kur’ân-ı Kerim, bu tür kişileri sırtında kitap taşıyan merkeplere benzetir. Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) dualarında, fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınmıştır.47 Yine Allah Resûlü şöyle buyurur: “İlminin artmasına muvazi (paralel) olarak dünyaya karşı müstağniliği artmayan kimsenin ancak Allah’a olan uzaklığı artar, başka değil.”48

Böyle bir kişinin işlediği günahlar, sadece şahsıyla sınırlı kalmaz. Zira insanlar onun gözünün içine bakmakta, sözüne kulak vermekte, yaptıklarını örnek almaktadır. Dinî sorularına cevaplar veren, müşküllerini halleden bir âlimin fısk u fücûr içinde yuvarlanıyor olması, çoklarının kuvve-i maneviyesini de sarsar. Kur’ân ve Sünnet’i bilen, sürekli dinî meselelerle meşgul olan biri, yoldan çıktığında çoklarını da arkasından sürükler. Hele böyle bir kişi fetvalarında da “Hudâ” yerine “hevâ”ya tâbi oluyorsa iş iyice çığırından çıkar. Böyle biri kalkar, “Yolsuzluk hırsızlık değildir.” derse çokları, “O hâlde bize hırsızlık yolu açıldı.” diye düşünebilir. Âlim kisvesine bürünen bir kişi kalkar da rüşvete farklı kılıflar bulursa, halkın rüşvete karşı duyarlılığı kaybolur da bütün işler rüşvet yörüngesinde cereyan etmeye başlar.Bu itibarladır ki görüş ve içtihatlarıyla topluma yön verip yol gösteren din âlimlerinin mesuliyeti çok büyüktür. Çokları onlara bakarak yol ve yönlerini tayin ederler. Onların inhirafı kendileriyle sınırlı kalmaz, çevrelerine de sirayet eder. Onların sukûtu (düşüşü) sıradan bir insanın sukûtu gibi değildir. Bu kişiler söz veya fiilleriyle çizgi kayması yaşadıklarında, toplumu da inhirafa sevk etmiş olurlar. Bu sebepledir ki onların yanlışlarının toplum üzerindeki negatif etkisi, yer yer şeytanın vesvese ve iğvalarından (baştan çıkarmalarından) bile daha çaplı ve büyük olabilir. Çünkü şeytan soldan gelir ve insana kötülükleri telkin eder. Kişi heva ve hevesine tâbi olmazsa şeytanın oyunlarından salim kalabilir.

56