İçeriğe geç

işlerinin bozulması veya hastalıklara maruz kalması ferdî birer musibettir. Aile fertleri arasında yaşanan huzursuzluk ve geçimsizlikler ailevî birer musibettir. Deprem, sel, fırtına, kıtlık, kuraklık, salgın hastalık gibi can ve mal kayıplarına yol açan arzî ve semavî âfetler ise toplumsal birer musibettir. Bunlar, bir kısım dünyevî sıkıntı ve mahrumiyetlere yol açsa da sabır ve rıza ile karşılandığı takdirde insanın günahlarına kefaret olur, onun manevî derecesini artırır.Arzî ve semavî musibetlerin yanında bir de beşer eliyle gelen dünyevî musibetler vardır. Bugüne kadar insanlık kaç defa savaşların içine çekilmiş, kaç defa tiranların zulüm ve baskıları altında inim inim inlemiş, türlü ezalar cefalar görmüştür. Günümüz dünyasının genel ahvâline bakacak olursanız, nice topluluğun ve milletin ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını görebilirsiniz. Bazen kendi içlerinden çıkan zalimlerin hırs ve tutkuları bazen de uluslararası aktörlerin oynadığı türlü türlü oyunlar nicelerine dünyayı dar etmektedir.Asırlarca devletler muvazenesinde önemli bir denge unsuru olmuş ve âlem-i İslam’ı muhtemel bir kısım tehlikelerden koruma adına karakol vazifesi görmüş bir milletin, bugün perişan ve derbeder bir vaziyete düşmesinden daha büyük bir musibet mi olur? İsterseniz buna da musibet-i milliye veya musibet-i vataniye diyebilirsiniz. Elbette bir ferdin maruz kaldığı küçük bir musibetten bütün bir milletin maruz kaldığı büyük musibetlere kadar her durum, kendi çapında önem arz eder. Genellikle insanlar kendi maruz kaldıkları musibetlerden etkilenseler de engin gönüller geniş dairede meydana gelen musibetlerin acısını aynıyla kendi vicdanlarında duyarlar.

Dinî Musibetler

Çeşidi, derinliği ve çapı ne kadar büyük olursa olsun, dünyevî musibetler uhrevî olanların yanında çok küçük kalır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, insanın asıl korkması ve kaçınması gereken

67