ğu temel disiplinleri de yerine getiremez. Kullarının tekvinî emirler içindeki yerini, neyi götürüp neyi götüremeyeceğini en iyi bilen Allah, buna göre mükellefiyetlerle onları mesul tutmuştur.Yememe, uyumama, evlenmeme, meşru dünya zevklerini bütün bütün terk etme ve tüm hayatını mabette geçirme gibi şeyler insanî fıtrat ve tabiata terstir ve dolayısıyla uzun süre sürdürülmesi mümkün değildir. Kur’ân, bu açıdan Hıristiyanların ruhbaniyet uygulamasını şu şekilde eleştirir: “Nuh ve İbrahim’i (birer peygamber olarak) gönderdik ve onların zürriyetlerine peygamberlik ve kitap verdik. Onların bir kısmı hidayet üzere yaşasalar da pek çoğu yoldan saptılar. Sonra bunların ardından peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Özellikle Meryem’in oğlu İsa’yı gönderdik, kendisine İncil’i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendi ortaya çıkardıkları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmadık, Allah’ın rızasına nail olma düşüncesiyle kendileri icat ettiler. Ne var ki ona gereği gibi de riayet etmediler. Onların iman edenlerine mükafatlarını verdik. Buna mukabil çokları da (Allah’ın kendileri için çizmiş olduğu doğru) yoldan saptılar.”38
Hıristiyanlar, kendilerine emredilmediği hâlde ruhbanlığa talip olmuş ama onun da altından kalkamamışlardır. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, Allah’a daha çok kulluk yapma adına bütün geceyi ibadetle geçirme, her gün oruç tutma, ailelerinden uzak durma gibi kararlar alan sahabeden bazılarını bundan menetmiştir. “Ben, sizin Allah’tan en çok korkanınız ve kötülükten en çok korunanınızım. Böyle iken bazı günler oruç tutarım, bazı günler tutmam. Gecenin bir kısmında namaz kılarım, bir kısmında da uyur, istirahat ederim. Aynı zamanda benim bir aile hayatım da vardır. Her kim benim bu yolumdan gitmez (sünnetime uymaz) da ondan yüz çevirirse benden değildir.”39sözleriyle onlara fıtrat ve kolaylık yolunu göstermiştir.
Dipnotlar
- Hadîd Sûresi, 57/26-27.
- Buhârî, nikâh 1; Müslim, nikâh 5.