İçeriğe geç

İnsanın iyilik ve güzelliklere karşı gayet kısa, günah ve tahribata karşı ise oldukça uzun iki eli vardır. Bu ellerden birine tevbe ve istiğfar verilip, nefsin şerre ve günahlara meyli kesilmeli, tecavüzleri kırılmalı ve bütünüyle Cehennem’e giden yollar kapatılmalı; diğer eline ise dua, Hakk’a teveccüh ve tevekkül verilip, hayır istikametinde şahlandırılmalı; güzelliklere karşı güç, kuvvet ve şevki artırılıp, Cennet yolunda coşturulmalıdır.

Mühim Bir Hatırlatma

“Mazi ve musibetlere kader, istikbal ve mâsiyetlere ise irade açısından bakılır.”11 Böyle bir bakışla, hem insan geçmişte başa gelen belâ ve musibetlere karşı “kaderimmiş” diyerek rızadîde olur, ye’se ve ümitsizliğe düşmez; hem de geleceğini tayin ve takdir noktasında mükellef ve mesuliyetinin şuurunda olduğunu gösterir.

Geçmişe ve musibetlere kader açısından bakamayan insanın, her ümit kırıcı ve onu kahredici hâdise karşısında apışıp kalması, sürekli hâlinden şikâyet etmesi, kafasını şuraya-buraya vurması, hatta neticede günah ve sefahet bataklığına düşmesi bir bakıma kaçınılmaz olduğu gibi; geleceğe irade açısından bakamayan insanın da, kötülük ve günahlarını kadere yükleyip, saplandığı sefahet bataklığına daha da saplanıp gitmesi aynı şekilde kaçınılmazdır. İnsanın “Felek, zalim felek, kaderimin oyunu…” gibi sözlerle kaderden şikâyeti, nasıl musibetini ikileştirir ve kalb dünyasını ve ruhî hayatını soldurup kurutursa, iradesini devreden çıkarması da, aynı şekilde büyük bir hata ve kendi rağmına kafa ve kalbini nefse, şeytana ve mâsiyetlere teslim etmesinden başka bir şey olmaz. O hâlde, bir kefesinde irade, diğer kefesinde kader bulunan teraziyi daima dengede tutup, hayatımızı ona göre tanzim etmek mecburiyetindeyiz.

Soru: İnsanın kaderi, elindeki veya yüzündeki çizgilerden okunabilir mi?

211