İçeriğe geç

Duvarların tuğlalarının değişmesi misali hücrelerimiz durmadan değişip yenilendiği hâlde, simamız neden değişmiyor ve kaşımız, gözümüz, burnumuz, ağzımız, ten yapımız hangi plân ve programa göre sabit ve değişmez kalıyor? Sonra, bir darbe veya yara neticesi derisi düştüğünde bile parmak iziniz, nasıl oluyor da kendine has modeli koruyabiliyor? Artık ilim adamları, kişileri tanımada parmak izlerinin yanı sıra, “Her insanın göz yapısı da kendine hastır.” diyerek, gözleri de kullanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Bütün bunlar, her insanın kendine has bir ruhu olduğunu ve Allah’ın (celle celâluhu) kudretiyle bu ruhun, o insanın simasını ve parmak ve göz yapısını aynen muhafaza ettiğini göstermez mi?

9. Sima, ruhun değişmeyen aynasıdır

Sima, değişmeyen ruhun aynası olduğu içindir ki, kendisi de değişmez. Evet sima, insanın ledünniyatına, ruh âlemine açılan bir menfez, bir penceredir. Yüz hatlarınız ve yüz çizgileriniz, az firaseti olan bir insana, sizin ne kıymette bir ruha sahip ve hangi değerde bir insan olduğunuzu gösterir. İnsanın fizyolojik yapısı, siması, onun ruh ayarının ve ruh kıyafetinin bir kılıfı gibidir.

Siz, bir tarrakayı ifade etmek için ‘tarraka’ gibi, ‘gürül gürül’ gibi kelimeler kullanırsınız; –“Lâfız, mânânın kalıbıdır.” gerçeğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum– aynı şekilde, vücudunuza, simanıza yerleştirilen çizgiler ve hatlar da, cesedinizin içinde yer alan ruhunuzun ve karakterinizin kalıbıdır. Firaset erbabı yüzünüze bakıp, kıymet-i kametinizi anlar. Evet sima, âyât-ı tekvîniyeye ait yazılarla yazılmış bir kitap gibidir.

Vâkıa psikologlar, kişinin yazmasının, hatta öksürüp, sümkürmesinin bile onun karakterini ele verdiğini söylerler. Bu mevzuda o kadar sağlam kanunlar vaz’edilmiştir ki, bir adamın yüzüne baktığımızda, tam olmasa bile büyük mikyasta onun kaç dirhem geldiğini anlar gibi oluruz.

111