Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup Hak’tan gelip hak diyen ve hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden odur.”11 ifadeleriyle, Kur’ân’ın, kâinat kitabını şerh ettiğini söylemiştir. Kur’ân-ı Kerim kâinatın çehresine kendi ziyasını neşretmeseydi (ışığını yansıtmasaydı) bu kâinat bir kısım kaoslardan, korkunç kâbuslardan ve dehşet veren hadiselerden ibaret kalacaktı. Biz her şeyin gerçek yüzünü, her bir varlığın Cenab-ı Hakk’ın pırıl pırıl bir sanatı olduğunu Kur’ân’ın kâinat çehresine aksettirdiği ziya sayesinde gördük ve öğrendik. Vahyin aydınlatıcı tayfları sayesinde, bazen insanın içinde bu tür duygular depreşiyor ve ağaçtan ota, ottan ağaca koşup onlara sarılıp, onları öpüp, “Sen de O’nun eserisin.” diyesi geliyor. Recâizâde Ekrem’in ifadesiyle;
“Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinât, Hangi harfi yoklasan manası Allah çıkar.”
Hz. Pîr de kâinatın satırlarının derinlemesine incelendiğinde, onların mele-i âlâdan insana gönderilmiş birer mektup ve name olduğunun görüleceğine dikkatleri çekiyor.12 Yani bu kâinatın sayfa ve satırları arasında gezen, onun kelimelerini kaldıran, harflerini yoklayan kişi onların manasının hep “Allah” diye haykırdığını görecek ve kendisi de Allah diyecektir. Çünkü böyle mükemmel bir sistemin başka bir şeye nispeti mümkün değildir. Gökleri ve yeri yaratıp onlarda mükemmel bir nizam kuran Allah olduğu gibi insan mahiyet ve fizyolojisindeki ahengi temin eden de Allah’tır (celle celâluhu). İşte kâinattaki her bir eşya ve hadisenin O’nu hatırlatması da zikrin diğer bir çeşididir.
Kehkeşanlar Tesbih Tanesi
Zikri, Hazreti Allah’ın bize ihsan ettiği nimetleri mülahazaya alarak, “Allah’ım! Zerrât-ı kâinat adedince Seni tesbih ü takdis
Dipnotlar
- Bediüzzaman, Sözler, s. 33.
- Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye, s. 112.