İçeriğe geç

ifadesi olarak söylüyorum. Yoksa dileriz ki belalarını bulmadan Cenab-ı Hak onları da hakiki İslamiyet’e ve insanlığa ulaştırsın. Hak ve hakikati onlara da göstersin ve sırat-ı müstakime hidayet buyursun. Görüş ve fetvalarıyla, söz ve yazılarıyla onlara destek verenlere akıl, fikir ve izan nasip eylesin! Bunca mezalim karşısında dilsiz şeytan olmayı tercih eden yığınların gözlerini açsın ve kalblerini hak ve adalet duygusuna yönlendirsin! Keşke zalimler zulümlerinden vazgeçseler, keşke gerçek imana gözlerini açsalar!Sözün özü, zalim, karakterinin gereğini yerine getirmeye devam edecek fakat eninde sonunda yaptıklarının cezasını bulacaktır. Bunun yanında tehditler, tazyikler, tehcirler, tenkiller, dün olduğu gibi bugün de yarın da hak ve hakikat diyenlerin peşini bırakmayacaktır. Allah’a yürekten inanmış insanlar yürüdükleri yolda bütün bunları hesaba katmalıdırlar. Zalimler kendi karakterlerinin gereğini yerine getirirken, onlar da yapmaları gereken şeyleri çok iyi bilmeli ve ifa etmelidirler. Katlanmaları gerekenlere katlanmalı, göğüs germeleri gerekenlere göğüs germelidirler. Önemli olan, gelip gelip toslayan zulüm dalgaları karşısında dimdik durabilmek, olumsuzluklara takılmadan yürüyebilmek ve çekilen çilelere değecek işler yapabilmektir.Sahabe efendilerimiz sıcak çöllerde taşların altında inim inim inlemiş, Şi’b-i Ebî Talip’te boykotlara maruz kalmış, yurtlarını yuvalarını terk etmeye zorlanmış ama sonrasında, izn-i ilahi ile gönülleri fethetmişlerdi. Kendileri hazan yaşamış ama bağırlarında gülistanların, bostanların, baharistanların yeşermesini sağlamışlardı. Döktükleri terler ve akıttıkları gözyaşları âdeta gökten inen rahmet bulutlarına dönüşmüş ve uğradıkları yerleri bağa, bahçeye çevirmişlerdi. Bugünün adanmışları da kurumuş çölleri yeşertmek istiyorlarsa aynı yoldan yürümek zorunda olduklarını unutmamalıdırlar. Yürüdüğünüz yolu Kur’ân-ı Kerim’in, Sünnet-i Sahiha’nın ve selef-i sâlihinin temel kriterleriyle test etmiş ve yolun doğruluğuna inanmışsanız, bundan sonra yapılacak iş, sağa sola sapmadan, şaşırmadan,

232