Toplum olarak bir hayli zamandan beri arzularımızın esiri ve nefislerimizin de köleleri olduk.. ve pek çoğumuz itibarıyla, bugün hep şeytanın dürtüleri ile oturup kalkıyor, herkese karşı rahatsızlık duyuyor ve herkesten rahatsız oluyoruz. Bu şekilde davranmakla da –farkına varalım varmayalım– hızla insanî değerlerden uzaklaşıyor ve iç dünyamızda sürekli krizler yaşıyoruz. Evet, pek çoğumuz itibarıyla, birer sevgi otağı olan gönüllerimize, kötülük duyguları gelip taht kurdu. Ruhlarımızı nefret ve düşmanlık hisleri sardı. Artık birbirimizi sevemiyor, kucaklayamıyor ve hoş göremiyoruz. Otağını hep harabelere kuran baykuşlar gibi, yıkıp dökmekten ve harabeler görmekten âdeta zevk alıyoruz. Herkese ve her şeye hücum ediyor, korkunç bir hırsla hep tahrip peşinde koşuyoruz. Allah’a, ülkemize, insanlara saygısızlık ediyor ve affedilmeyecek günahlara giriyoruz. Hatta bazen, bütün bu yaptıklarımızın, bir hizmetmiş gibi alkışlanmasını bile bekleyebiliyoruz. Şimdilerde güneş her gün bir zulüm, bir tecavüz, bir haksızlık ve bir hezeyan üzerine doğuyor. Geceler de hep karanlık geçiyor. Âdeta bir günah toplumu olmaya azmetmiş gibi bir hâlimiz var. İnsanî duygularımız, nefsanîliğin çok çok gerisinde; hissîliklerimiz, mantık ve muhakemelerimizin önünde; sevgi ve hoşgörü de, düşmanlıklarımızın kanlı hançerleri altında paramparça. Peşin hükümlerle mahkûm ettiğimiz insanların hadd ü hesabı yok. Ne zaman ne yapacağımız, kime küfredip kimi hakarete boğacağımız belli değil. Müstatil bir cinnet içindeyiz ve toplumsal bir şizofreni yaşıyoruz. Zulme doymuyor, tecavüzden utanmıyor ve sürekli günah işliyoruz.