Bildiğiniz gibi Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem); يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ“Yâ Hayyu, yâ Kayyûm! Rahmetin hürmetine Senden yardım diliyorum; her hâlimi ıslah buyur ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun beni nefsimle baş başa bırakma!”122 duasını ümmetine bir hedef olarak talim buyurmuştur. Efendiler Efendisi’nin dualarını kendilerine en yüksek hedef olarak belirleyen ve o istikamette cehd ü gayret içinde bulunan ıslah erleri de, Allah’ın (celle celâluhu) izni ve inayetiyle, hep maiyyet-i ilâhiyenin nurdan tayfları altında yol almışlardır.
Cenab-ı Hak, Hiçbir Emeği Zayi Etmez
Bu itibarla denilebilir ki asırlara damgasını vurmuş bu büyüklerin içtihat, istinbat ve tecdit mülâhazalarını Cenab-ı Hak onların içine atmıştır. İsmail Hakkı Bursevî’nin Kitâbü’n-Netice’sine bakacak olursanız onun, “Sabah vakti kalbime şöyle tulû etti; içime şöyle geldi.” gibi sözlerine şahit olursunuz. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki Cenab-ı Hak, bu büyük zatların yollarını aydınlatıyor ve önlerini açıyor, böylece onlar da her şeyi doğru görüp doğru yorumluyorlar. Sonra da zamanın şartlarına, toplumun karakterine ve sahip oldukları vazifeye göre yapılması gerekli olan işleri yapıyorlar.
Cenab-ı Hak, Zilzâl Sûre-i Celîlesi’nde: