Öte yandan Cenab-ı Hak, günümüzde kendi rızası için insanlık yolunda koşturup duranlara, dünyanın dört bir yanında hak ve hakikate tercüman olma imkân ve fırsatı vermiştir. Şimdi böyle bir meselede –hafizanallah– teyakkuz olmazsa, Zât-ı Ulûhiyet’e verilmesi gereken başarıları kendimize verme gafletine düşebiliriz. Hâlbuki biz, sadece şart-ı âdi plânında irademizin hakkını vermeye çalışıyoruz. Yapan O, eden O, eyleyen O, kışta baharlar yaratan O ve bütün bu güzelliklere bizi sevk eden de yine O’dur (celle celâluhu). Bu açıdan “Biz yaptık, biz ettik.” gibi mülâhazalar hayalimizden dahi geçmemeli, gördüğümüz her güzelliği Cenab-ı Hakk’ın hep bir lütfu olarak bilmeli ve onları tahdis-i nimet mülâhazasıyla asıl sahibine vermeliyiz. Esasında böyle temkinli bir yaklaşım, yeni nimetlerin gelmesi için de çok önemli bir vesiledir. Zira Cenab-ı Hak, لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ“Eğer şükrederseniz, Ben de (nimetlerimi) arttırırım.” buyuruyor.80