İçeriğe geç

Burada ilk olarak, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), mü’mini ekine benzetmesinden mü’minin bela ve musibetler karşısındaki hâlini anlatabilmek için verilebilecek en güzel misalin ekin olabileceğini anlıyoruz. Bildiğiniz gibi rüzgâr, ekini bir o yana, bir bu yana sallar durur. Bu durum karşısında ekin yere doğru yatar ama rüzgâr, fırtına dindiğinde tekrar ayağa kalkar. İşte mü’min de bela ve musibetlerle sürekli ırgalanır, hayat boyu çeşit çeşit imtihanlara maruz kalır ama o, bütün bunlar karşısında, sarsılsa bile Allah’ın (celle celâluhu) izni ve inayetiyle, asla devrilmez. Evet, mü’min mânen yülselmesi, saflaşıp özüne ermesi, kötülüklerle mücadelede metafizik gerilimini sürekli canlı tutması ve daha bildiğimiz/bilemediğimiz nice hikmetlere binaen bu dünyada sürekli imtihanlara maruz kalır. Arapçaya uydurulan bir sözde de “el-Mü’minü beleviyyun.” denilerek bu hakikate dikkat çekilmiştir ki, bunun mânâsı; “Mü’min, sürekli belaya maruz kalan ve her zaman başına bela yağan insandır.” demektir. Arapça dil yapısı itibarıyla bu cümle yanlış olsa da mânâsı doğrudur. Nitekim Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Belanın en şiddetlisi, en çetini, en başa çıkılmazı peygamberlere, sonra da sırasıyla yakın olan insanlara gelir.”12

14