İçeriğe geç

Bir insan, bu ölçüde bir cehd ü gayret göstermeden de Al­lah ona ekstradan değişik mazhariyetlerde bulunabilir. Bu ayrı bir meseledir. Fakat objektif ve esas olan ölçü, insanın iradesinin hakkını vermesidir. Zira Cenab-ı Hak; وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعٰى “İnsan için ancak sa’y u gayreti vardır.”27 buyurmuştur. Mef­hum-u muhalifiyle ifade edecek olursak âyetin mânâsı, “İn­sa­na çalışmasının, iradesinin hakkını vermesinin ve Allah yolunda koşmasının karşılığından başka bir şey yoktur.” demektir.

Bu açıdan, “Ben, metafizik mülâhazalara açılamıyorum. Mi­sal âlemini bilmiyorum. Hâdiseleri bütüncül bir nazarla göremiyor, onlar arasında bir irtibat kuramıyor ve bir senteze ulaşamıyorum.” diyen bir insan öncelikle, bu konuda yapılması gerekli olan şeyleri yapıp yapmadığına bakmalıdır. Acaba böyle bir insan, farzları edadaki dikkatinin yanında peşi peşine hiç aksatmadan kırk gün teheccüd namazına kalkmış ve ardından alnını yere koyarak istenilmesi gereken hususları O’ndan istemiş midir? Bunu yapmayan bir insanın, mâneviyata verdiği değer de o kadar demektir. Dolayısıyla bu şahsın mâneviyat ufku da ona göre olacaktır. Öyleyse bazı kimselerin mâneviyata kapalı oldukları doğru olsa bile, onları bu kapalılığa Allah (celle celâluhu) mahkûm etmemiştir. Bilakis onlar kendi kendilerini mâneviyata kapamışlardır. Daha doğrusu, metafizik âlemlere açılma adına yapılması gerekenleri yapmadıklarından, bu mevzuda iradelerinin hakkını vermediklerinden ötürü mâneviyata kapalı kalmışlardır.

55