İhlâs, bir ameli sırf Allah (celle celâluhu) emrettiği için yapmak, neticesini rıza-i ilâhîye bağlamak, semerelerini de ahirete bırakmak demektir. Bu açıdan ahirete müteveccih her türlü iş ve amelde ihlâsı esas alan bir kimseye göre önemli olan, bir kısım hayırlı hizmetlerin yerine getirilmesidir; bunları falan veya filanın yapması değildir. Farklı bir ifadeyle söyleyecek olursak, asıl olan, kimi zaman toplu çarpan dertli yüreklerle bir ney sesi gibi inleyip insanları mest etmek; kimi zaman da koro hâlinde gür bir sesle insanlara hak ve hakikati duyurmak, onlara Kalbin Zümrüt Tepeleri’ndeki ifadesiyle, hayret, kalak ve heymân yaşatmak ve böylece onları huzur-u kibriyaya ulaştırmaktır. Hedef ve maksat bu ise, böyle bir gayeyi kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin, insan, kendisi yapmış gibi bundan memnuniyet duymalıdır. Üstad Hazretleri, bu konuya misal verirken, talebelerinden birisine, “Falanın hattı senin hattından daha güzel.” dediğini, o talebesinin bu sözden memnun olduğunu ifade ediyor. Hatta Üstad Hazretleri o talebesinin kalbine baktığını, kalbinin de aynı duygularla çarptığını belirtiyor.101 İşte bu, sırr-ı ihlâs ile iştirake çok çarpıcı ve güzel bir misaldir.