İçeriğe geç

Aslında Kur’ân-ı Kerim, وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه۪ “Ce­za verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle ce­za­lan­dırın.”70 âyet-i kerimesiyle mü’minlere, saldırılara misliyle karşılık vermeye ruhsat vermiştir. Bununla birlikte Cenab-ı Hak, âyet-i kerimenin devamında yüksek karakter sahiplerine şöyle seslenmiştir: وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ“Eğer sabrederseniz bilmelisiniz ki, hiç şüphesiz sabretme, dişini sıkıp katlanma, sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü bir kere bile olsa karakter kırılması yaşayan bir insan, hem muhataplarına karşı güvenini sarsmış hem de daha başka yanlışlara kapı aralamış olur. Karakterinde böyle bir çatlak meydana gelen kişi ise, hiç olmayacak yerde falsolar yaşayabilir. Bu sebeple şartlar ne olursa olsun her yerde karakteri korumak ve onu hiç deldirmemek ve kırmamak gerekir.

Hususiyle iman ve Kur’ân hizmetine gönül veren adanmış ruhlar, sevgi ve müsamaha ufuklarını her yerde korumalıdırlar. Maruz kaldıkları en alçakça saldırılar karşısında bile onlar yol ve yön değiştirmemelidirler. Yunus Emre, “Dövene elsiz, sövene dilsiz, derviş gönülsüz gerek.” diyor. Son kısmı biraz değiştirerek, isterseniz siz “Kur’ân talebeleri gönülsüz gerek.” diyebilirsiniz. Evet onlar, kırılsalar da kırmamalı, incinseler de incitmemelidirler. Çünkü netice itibarıyla, incitilen bir gönüldür. Gönül ise, realite plânında olmasa bile, potansiyel olarak arş-ı Rahman’dır.71 Başka bir ifadeyle gönül, bir ağacı meydana getirecek çekirdek konumundadır. Vâkıa bazıları itibarıyla çekirdek konumundaki bu yüksek değer, kuvve-i inbâtiyesi (bitirme gücü) olan bir toprağa yerleşmediğinden, uygun atmosferi bulamadığından, nemle bütünleşemediğinden, güneş şualarıyla kucaklaşamadığından ötürü inkişaf edememiş olabilir. Ama siz, potansiyel olarak Arş-ı Rahman’ın izdüşümü olarak yaratılan yüce bir varlığa karşı saygısızlık yapamazsınız.

103