İçeriğe geç

Bununla birlikte insan, bu tür iddialardan kaçınmak için ille de günah işlemesi gerektiği şeklinde bir mülâhazaya girmemelidir. Çünkü bir bakıma, bir günaha kulak kabartma, bir yanlışa doğru adım atma gibi hiç farkına varmadan işlediğimiz hatalar bile, nefse itimat edilemeyeceğini anlamamız adına yeterli bir sermayedir. Önemli olan bunları çok iyi değerlendirebilmektir. İnsan bir hatanın akabinde bin kere tevbe etmiş olsa dahi, o yanlışını sürekli mülâhazasında canlı tutabilirse ancak o zaman Ce­nab-ı Hakk’ın sa’y ve gayrete lütfettiği neticeleri kendinden bilmez ve bunların Allah’ın (celle celâluhu) birer lütfu olduğunu gönlünde derinlemesine hissedebilir.

Böyle ulvi bir nefis muhasebesinde dikkat edilmesi gereken husus ise şudur: Kimi zaman şeytan, insana günahlarını bahane olarak gösterir ve “Bu günahkâr hâlinle Allah’a yönelemezsin!” diyerek onu aldatmaya çalışır. İnsan, böyle durumlarda bir taraftan arınma yollarına tevessül ederken diğer yandan da Allah’ın rahmetini düşünmeli ve “Gerçi cürmüm çok ama gönlüm Sana hayran.” demelidir. İşlenen günahlar, Cenab-ı Hakk’ın icraat-ı süb­ha­niyesine, lütuf, inayet ve ihsanlarına hayranlığa ve teveccühe mâ­ni olmamalıdır. İşlemiş olduğu cürümler insana kendini Ce­nab-ı Hak’tan çok uzakta gösterse de o, duygu ve düşünceleri itibarıyla hep yakınlarda dolaşmaya çalışmalıdır. Bir insan, bırakalım paçalarına veya dizlerine kadar kirlenmeyi, gırtlağına kadar levsiyat içine batsa bile yine ulûhiyet ve rubûbiyet dairesinin biricik sultanı olan Allah’a (celle celâluhu) ve o dairenin en büyük davetçisi olan Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) teveccüh etmeli, onları deli gibi sevmeli ve asla bu kapıdan ayrılmamalıdır. Bu, bir yönüyle çelişki sayılır. Fakat mü’min, hayatını bu zıtlıkların ve çelişkilerin ahengi içinde götürmek zorundadır.

Şeyh Uçmaz, Mürid Uçuruma Yuvarlar

210