Tevazu ise; insanın yüzünün yerde olması demektir. Kelime, “وضع” fiilinden gelmektedir. Bu fiil, bir şeyi bir yere koymak, düşük, alçak, hor, hakir olmak demektir. Tevazu, şer’i mânâsıyla insanın alçak gönüllü olması, kanatlarını yerlere kadar indirmesidir. Tevazu, ruhun yüksekliğinin ifadesidir. Ruhen yüce kimseler mütevazı, ruhen denî ve aşağı kimseler mütekebbir ve mağrur olurlar. Çok defa iç âlemindeki çöküntü, yıkık-dökük olma, insanı mağrur ve mütekebbir hale getirir. Böyle bir insan, tiz perdeden konuşur ve herkesi hafife alır. Aksine ruhen yüce olan kimseler kim olursa olsun yanına gelenler için kıyam eder ve onları da insan bilirler. Bu, o kimsenin ruhundaki yüceliğin ifadesidir. Onun için Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), alçakgönüllü olma mevzuunda, “Tevazu edeni Allah yükseltir. Tekebbür edeni de Allah alçaltır.” buyurmuşlardır.119
Allah karşısında kendisini herkesten düşük görmeyen kimse, bir anlamda ruhen yıkık ve dökük bir insandır. Mağrur ve mütekebbir olma, aşağılık duygusunun ifadesidir. Kendisinde bir eziklik, ruh perişaniyeti, ruh sönüklüğü ve kalbsizlik olan bir kimse hep büyük görünmeye çalışır ve ellerini arkasına koyarak, mevcudiyetini hissettirme mânâsında öksürerek, gerinerek hep “Ben varım” der durur. Bu tür davranışlar hadislerde firavuna izafe edilir. Onun için, yüce duygulara ve fevkalâde hislere sahip olan kimseler herkese karşı son derece mütevazidirler. Başkalarına da söz hakkı tanırlar. Kendilerini insanlardan bir insan olarak görürler.