Kalbim kadar tanıdığım bazı kimseler vardır ki, onların şöyle dua ettiğini bilirim: “Allah’ım! Ben Peygamberimiz’i görmeyi çok arzu ederim. Bana O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) pâk cemalini bir kere göstersen belki hemen o anda ölmeyi arzu ederim. Fakat korkarım ki kalbim, buna liyakati var diye fahirlenip gururlanır. Onun için hayatım boyunca bana rüyamda Peygamberimi gösterme. Uzaktan uzağa Leyla’ya meftun Mecnun gibi hep yanıp tutuşayım. Ölüp de huzur-u Risalet-penahi’ye gittiğim zaman visâle ereyim. Bu konuda bana kapı ve pencere açılmasın. Ben yanan bir ocak olayım. O da benim matlubum ve mahbub-u meçhulüm olsun. Devamlı o mahbub-u meçhul için yanıp tutuşayım ve vardığım zaman bütün acılarım dinmiş olsun.”
Bunun aksi, ahirette alacağı ücreti, acele ederek bu dünyada almanın ifadesidir. Allah’tan talep etmeksizin gelen ilâhi lütuflar ise bundan müstesnadır. Bu tür talep etmeksizin, yapılan hizmetlere terettüp eden ilâhi lütuflar Cenab-ı Hakk’a karşı şükür ister. Rabbimiz, “Rabbinin nimetlerini durmayıp söyle!”60 buyurur. Bu durumda kul da her lahza “el-Hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn” demelidir.
Hâsılı, dengeyi bozmamak gerekir. Binaenaleyh bir kimsenin, imanından şüphe etmesi hiç doğru değildir. Ben bu nesli çok imanlı görüyorum. Rabbim beni yanıltmış olmasın. Çünkü bir milleti veya milletleri kurtarabilecek bir nesil hakkında, O’nun (celle celâluhu) rahmetine itimat ederek hüsnüzan ediyorum.
59 Bkz. Buhârî, ta’bîr 26; Müslim, rü’yâ 6.
60 Duhâ sûresi, 93/11.