İçeriğe geç

Zâhiren o kimseler, velâyetin şemmesini duymamış ve kerametin habbesine sahip olmamış gibidirler ama velâyetin ve kerametin üstünde bir pâyeye sahiptirler. Hakk’ın kapısında hep sabit-kademdirler ve başları hep Hakk’ın kapısının eşiğindedir. Binaenaleyh rüyada büyük zevatı görememeyi bir kusura vermemek lâzım. Bizler o noktada gönlümüzü temiz tutup hep sadakat içinde olmalıyız. Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluğumuz bir mukabele anlamında olmamalıdır. O, bu mevzuda bize hiçbir şey duyurmasa, tattırmasa, kalbimizi doyurmasa bile yine sadakat, samimiyet, ihlâs ve iç bütünlüğüyle O’nun (celle celâluhu) kapısında dişimizi sıkıp sabretmeliyiz. Tıpkı Taptuk Emre’nin kapısında Yunus Emre’nin durduğu gibi. Taptuk, bir şeyler görmek isteyen sadık talebesi Yunus Emre’ye şöyle demişti: “Oğlum, ben istiyordum ki, sen ahirete kapalı bir sandık olarak gidesin…”

Rüyaların bir derece kıymeti olsa da insan onlara çok meftun olmamalıdır. Ne var ki, hak ve hakikatin arkasından çerez alma niyetiyle koşanlar da vardır ve bunlar umumiyetle zayıf kimselerdir. Hakka gönül vermiş kimseler ise buna ihtiyaç duymadan sıdk ile Hakk’ın kapısında hep sabit-kademdirler.

87