İçeriğe geç

Bu âyât-ı beyyinâtın her biri Efendimiz’in mübarek ruhunu, donanım ufkuna göre aydınlatıyor ve murad-ı ilâhînin esas olduğunu hatırlatıyordu. Bu sayede O’nun içinde bir iz’ân hâlinde bulunan hususlar, ruhunun derinliklerine kadar kök salıyor ve ciddi bir itmi’nan içinde, hiç sarsılmadan, hiç fütûr göstermeden, bin defa reddedilse dahi yine gidiyor bir kapı buluyor, tokmağına vuruyor ve قُولُوا لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ تُفْلِحُوا“‘Lâ ilâhe illallah’ deyin kurtuluşa erin.” 25 diyordu.

Ayrıca Kur’an’da geçen bu kıssalar, peygamberlere ve onların sultanı Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) pek çok hususu anlattığı gibi, günümüzde bize de pek çok şey anlatmakta ve birçok ders ve ibreti ihtiva etmektedir. Binaenaleyh Efendimiz’e ait davayı, yüce risâlet (peygamberlik) vazifesini yani halkı irşad vazifesini omzuna alan kimseler de kendi toplulukları tarafından ters yüz edilip insanî haklardan mahrum edilmeyi göze almalıdırlar. Bir kısım kimseler, birilerine şirin görünmek veya dünyevî bir menfaat elde etmek için ihanet içinde bulunabilirler. Buna mukabil iman eden bu zümre sarsılmadan, kırılmadan, yılmadan, yılgınlık göstermeden, “Dünya, dayanma dünyasıdır; darılma dünyası değil.” diyerek sebat etmelidirler.

Hiç ümmeti olmayan veya sadece birkaç kişinin kendisine iman ettiği nebilerin geldiğini bizzat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verirken,26 biz kim oluyoruz da Rabbimize karşı: “İnsanlar niçin inanmıyorlar, onları neden inandıramıyoruz.” diyerek haddimizi aşıyoruz? Unutmamalı ki mü’mine düşen vazife, tebliğ ve irşaddır. Kabul ettirmek, şe’n-i rubûbiyetin gereğidir.

47