Cennet ne kadar güzelse Cehennem de o kadar çirkindir. Cehennem’de insan, kalbi, duyguları, letâifi, sırrı, hafâsı, ahfâsı, zihni, insanlığı, bedeni, derisi ve her şeyiyle azaba maruz kalacaktır. Dostlarından kopmuş, ana-babasından ayrı düşmüş, dünyadaki nimetleri tatmış, duymuş ve Cennet’e muttali olmuş fakat oraya gidemeyip dünyadan bin beter bir zindana atılmış bir insan olarak vicdanen çok azap duyacaktır. Ne kadar zaman azap çekeceğini zihni ona hatırlatacak, aklına gelecek, “Bin yandım, bin daha yanacağım, ne korkunç bir felâket bu!” deyip ruhuyla ızdırap çekecektir. Ruh, geçmiş zamanla beraber gelecek zamanı, gelecek zamanla beraber geçmiş zamanı hâlihazırda ona beraber yaşatacak ve o insan, “Bir yandım, bin ızdırap çektim.” diyecektir. “Daha ne kadar ızdırap çekeceğim?” düşüncesi ona ayrı bir ızdırap yaşatacak ve hâlihazırdaki ızdırabı da vicdanında yaşayacaktır. Hayalinde çok defa Cennet’i tasavvur edecek, âh u vâhta bulunacak, an gelip sesi kesilecek ve hırıltıya dönüşecektir. Nitekim قَالَ اخْسَئُوا فِيهَا وَلاَ تُكَلِّمُونِ “Allah Teâlâ onlara: ‘Susun ve sakın bir daha Bana bir şey söylemeye kalkışmayın!’ buyurur.”33 âyet-i kerimesi de bu hakikati dile getirmektedir.
Burada tek tek âyet ve hadislerle Cennet ve Cehennem tasviri yapmaktan daha ziyade, özet bir mânâ vermek bana daha uygun geldi. Ancak bu mevzuda geniş bilgi sahibi olmak isteyenler, hadis kitaplarının Cennet ve Cehennem’e dair bölümlerinin yanı sıra İmam Kurtubî’nin Tezkire’si, Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin Tenbihu’l-gâfilîn’i gibi kitapların Cennet ve Cehennem’e ait bahislerini mütalâa ve müzakere edebilirler. Selefin, bu gibi kitapları bol bol mütalâa ve müzakere ettiğini, buna göre kendi vaziyetlerini değerlendirdiklerini ve ağladıklarını biliyoruz.