Kur’an-ı Kerim’de Cennet’i tasvir eden pek çok âyet-i kerime vardır. Cennet, insanın ruhanî, cismanî, zihnî ve fikrî bütün duyguları hesaba katılarak, onları tatmin edebilecek bütün nimetlerle donatılmış bir yerdir. Meselâ diyelim ki gözümüz bu dünyada, milyonda beş veya altıyı ancak görür. Fakat orada göz milyonda milyon görecek ve Allah’ın bütün nimetlerinden istifade edecektir. Kulak, ancak belli dalga boyundaki sesleri duyar. Orada bütün dalga boylarına muttali olacak, bütün dalga boylarındaki en tatlı sesleri, en iç yakıcı nağmeleri duyacak ve haz içinde hazza gömülecektir. İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın bir yönüyle mutfağı olan bu dünyada, nimetleriyle bizi perverde ettiği hengâmda, O’nun nimetlerini tatmaktadır. Ancak bu tat alma gayet sınırlıdır. İbn Abbas’ın (radıyallâhu anh) ifadesiyle, dünyada gördüğümüz her şey, Allah’ın ahirette bize vereceği şeylerin birer numunesidir.29 Elmalar, armutlar, kirazlar, vişneler, cismaniyete ait ayrı ayrı zevkler; kulağa gelen, göze çarpan, ağza giren hazlar, insanın hayat arkadaşıyla olan münasebetindeki hazlar… Bunların hepsi, ahiret nimetlerini hatırlatmak için sadece birer fihrist ve numuneden ibarettir. Hakikatlerine ise öbür âlemde muttali olacağız. Mü’minler Cennet nimetlerini tattıklarında, âyetin ifadesiyle, “Bu, daha önce bize dünyada da verilmişti!”30 diyeceklerdir. Oysa bu, onların aynısı değil, benzeri olarak kendilerine sunulmuştur.