Yukarıda verdiğimiz âyetin devamında ise şöyle buyrulmaktadır: “ …Neticede kalbleri katılaşmıştı. Hatta onların çoğu büsbütün fâsık (yoldan çıkmış)lardır.”157 Burada dikkatlerinizi âyet-i kerimede geçen “fâsık” kelimesine çekmek istiyorum. Arapça fâsık, sözlük anlamıyla, bulunduğu yeri terk edip dışarı çıkan demektir. Bu mânâda Peygamberimiz, yuvalarından çıkıp insanlara zarar veren fare ve akrep gibi hayvanları “fâsık” olarak isimlendirmiştir.158 Bunlar yuvasından başını dışarıya çıkarırsa, kendisini tehlikeye atar. Bir koyun sürüden ayrılırsa onu kurt kapar. Bu mânâda o koyun, kendisini tehlikenin kucağına attığı için fâsık olur. Mü’min de Din-i Mübin-i İslâm’ın daire ve çerçevesinden başını dışarıya çıkardığı zaman, yani Hakk’ın rahmetiyle rezonans olacağı yerden kaydığı zaman, kendisini şeytanın kucağına atmış olur. Yerini değiştirmeyen, dişini sıkan ve direnen, gayet ısrarla ve inatla duran kimse, Hak’tan gelen tecellîlere mazhar olur. Onun için İbn Mesud (radıyallâhu anh) bu âyetin kendilerini sarstığını ve “Kendinize gelin!” mesajı ifade ettiğini söylemek istemiştir.
Bu durum, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı için dahi belli bir seviyede bahis mevzuu olunca, bizler için evleviyetle söz konusudur. Bu açıdan da çok hassas ve dikkatli olmamız gerekiyor. Aksi takdirde Müslüman olarak yaşarız da, hadisin tehdidi altında –hafizanallah– kâfir olarak ölme durumuna düşebiliriz.159 Rabbim bizi ve bu daire-i kudsiye-i Muhammediye içinde bulunan herkesi muhafaza buyursun!