İmana ve Kur’ân’a hizmette örnek zatların kitaplarına bakın. Talebelerinden belli bir devre uzaklaşanların hiçbirisi uzaklaştıkları hâlleri itibarıyla değil, dönüşlerindeki keyfiyet destanlaştırılarak dile getirilmiş ve onlar, tarihe ve bizim hafızalarımıza dönüşleriyle kaydedilmiştir. Hâlbuki gidiş olmadan dönüş düşünülemeyeceğine göre, bir de onların gidişleri olması gayet normaldir. Fakat ifade inceliğinde kılı kırk yaran o zat, hep gelişleri anlatmış, gidişlere tek satırla dahi yer vermemiştir. Kendi devrinde nice insanlar ona iftira dolu taarruzda bulundukları hâlde, o, sarih gıybet ifade eden ve ferdin bizzat ismini vererek tek bir mukabelede bulunmamıştır. Bulunmamıştır, zira o kardeşimiz iman cihetinde bizimle aynı safı paylaşmaktadır. Ve mü’min olma, küfrün karşısında yer alma, netice itibarıyla Cennet’e hak kazanma pek de öyle hafife alınacak durumlar değildir. Onun için, yılandan çıyandan kaçtığımız gibi, kardeşlerimizi çekiştirmekten kaçmalı ve içtinap etmeliyiz.
Meseleye bir başka zaviyeden bakmak da mümkün: İslâm’da, normal şartlarda uygulanan cezalar, cephede tatbik edilmez. Yani cephede zina edene, hırsızlık yapana, iftirada bulunana, bunların cezası her ne ise onlar uygulanmaz.3 Bunun bir hikmeti şudur: Böyle bir duruma dûçâr olan insan, can havliyle, daha önce hiç tasvip etmediği insanların safına geçebilir. Geçerse ne olur? O, ebedî hasarete uğrar, biz de, hem de en mahrem yönlerimizi bilen bir düşman kazanmış oluruz. Bu iki netice de bizim namımıza birer kayıptır. Elbette mesele kontrol altına alınmalıdır ve buna zaruret de vardır. Fakat bu, onu karşımıza almadan, en güzel bir usûl ve üslûpla yapılmalıdır.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: eş-Şafiî, el-Ümm 7/354, 358; el-Makdisî, el-Furû’ 6/71; el-Merğinanî, el-Hidâye 2/103; es-Serahsî, el-Mebsût 16/291; ez-Zeylaî, Nasbu’r-râye 3/343.