İçeriğe geç

Bütün bunlarla beraber, bu büyük zevâtın muttali oldukları hakikatler değişmez değildir. Allah, her şeyi değiştirdiği gibi onların da görüp, duyup bilebildikleri şeyleri değiştirebilir. Zira O, eli kolu bağlı –hâşâ– âtıl bir varlık değildir. “Her an O ayrı bir şe’ndedir.”2 Her an insanın başını döndürücü ayrı bir icraatta bulunur. Binaenaleyh, Allah (celle celâluhu) “Levh-i Mahv ve İsbat”ta, yani, bizim göremeyeceğimiz buuddaki tabloları da tıpkı gördüğümüz her şeyi değiştirdiği gibi değiştirir; başka türlü yazar. Dilediğini mahveder, dilediğini tesbit buyurur. Ana Kitab’a gelince, o ilm-i ilâhîdir; kader de zaten ilm-i ilâhînin bir unvanıdır. Hazreti Muhyiddin de buraya ıttılâı nispetinde ne söylemişse hak söylemiştir. Hakka uymayan bazı şeyler varsa, ya o tevilini anlamamış veya o hakikatin henüz vakti gelmemiş; yahut biz, Hazreti Muhyiddin’in beyanını anlamıyoruz demektir.

1 Me’vâ-yı Nâzenîn”e kim “elf” olursa efser,Lâbüd, olur o “me’vâ”, İslâmbol ile hemser.
Nûn ve’l-kalem” başından alınsa “Nûn-u Yûnus”, Aldıkta harf-i dîger, olur bu remz azhar.
Miftâh-ı sûre-i “Kâf”, serhadd-i Kâf ta Kâf, Munzam olunmak ister “Râ-yi Resûl” Peygamber.
Hâ-yi Hû” ile âhir, maksûd oldu zâhir; Beyt-i Veliyy-i Ekrem; Elhâc İyd-ı Ekber.
Ey Pâdişâh-ı Fahhâm: Sultan Hacı Bayram! Rûhanî ister ikram “Müştak” abd-i çâker.
136