Tenasüh, vefat eden insanların ruhlarının başka cesetlere girip seyr ü seyahatinden ibaret ise, burada hangi ruh hangi cesede girmiştir. Belki pek çoğu itibarıyla mücrim bir topluluğun ruhları kabzedilmiş, arkadan gelenlere bir ders ve ibret olsun diye cesetleri de taş hâline getirilmiştir.
Mısır’da, Yunan’da ve Ganj havzasında tenasüh akidesi suiistimal edilmiş bir ahiret inancına ve ruhun bekası arzusuna dayalı olarak gelişmiştir. Ne “Ahen-Aten”in Mısır’ında, ne de “Pythagore”un Yunanistan’ında tahriflerin doğurduğu tenasühü kimse bilmiyordu. Aten’e göre, insanın yerdeki hayatının sona ermesiyle, semavî bir hayat başlar. Buna göre insan ölür ölmez ruhu yükseklerdeki “mahkeme-i kübrâ”ya varmak üzere yola çıkar ve yüksele yüksele Osiris’in huzuruna ulaşır. Huzura ulaşan her ruh, şu şekilde hesap verir: “Huzuruna günahsız geldim ve hayatımda rabbanîleri hoşnut edecek her şeyi yaptım. Kan dökmedim, hırsızlık etmedim, fesat çıkarmadım ve huysuzluk yapmadım. Zina irtikâbında bulunmadım…” Bunları söyleyen Osiris’in cemaatine katılır. Söylemeyen ve terazisi ağır basmayan, Cehennem’e atılır ve orada zebaniler tarafından parça parça edilir.