Niyet, bu mahdut ve muvakkat dünya hayatında, sınırsızlığa kapı ve pencere açan esrarlı bir anahtar ve belli bir ömürde ebedî saadet veya şekavet vaadeden müthiş bir dildir. Bu aleti güzel kullanan vazifeşinaslar, hayatlarında ölü ve muzlim bir nokta bırakmayacak şekilde, dünyalarına nur serpip ebedî aydınlık ve huzura erebilirler. Zira günlük, haftalık, aylık vazifeler, samimiyetle eda edildikçe, o vazifelere terettüp eden fazilet ve sevap, sadece vazifenin eda edildiği zamana münhasır kalmayacak; bilakis bütün bir hayatın saniye ve dakikalarını içine alacak şekilde tesir ve şümul gösterecektir.
Cihada hazır bir asker, fiilen cihatta bulunmadığı zamanlarda dahi, mücahitlerin hissesine düşen sevabı alacak. Kışlada nöbet saatinin gelmesini bekleyen bir er de, nöbet bekliyor gibi, aylar ve aylar, kendini ibadete vermiş birinin ibadetine terettüp eden hasenâtı elde edecektir.
İşte bu sırdandır ki, inanan insan, muvakkat bir hayatta ebedî saadet ve ölümsüzlüğe erdiği gibi; inkâr eden de ebedî şekavet ve tali’sizliğe namzet olacaktır. Yoksa zâhirî adaletin iktizasına göre, herkes kendi ibadet ve fazileti kadar veya rezalet ve denaeti miktarınca lütuf ve ihsana; kahır ve azaba dûçâr olması uygun düşerdi ki; o da, iyilerin Cennetlerde kalacakları sürenin, iyi insan olarak yaşadıkları süre kadar, kötülerin de Cehennem’de kalacakları süre kötülükleri kadar olabilecekti. Hâlbuki, ebediyet hem kötüler için, hem de iyiler için kazanılmış en son durumdur ve ötesinde hiçbir şey düşünmek de mümkün değildir.