İçeriğe geç

Her nizam, ortaya konmadan önce tasavvur edilir. Tıpkı, kâğıda dökülüp çizilmeden önce bir mimarî plânın, mimar dimağında tasavvur edilmiş olacağı gibi… Beşerin kesafetli yapısı ve düşüncesi, bu tasavvur ve var olmaya nasıl bir şekil verir, o bir tarafa; kâinat çapındaki bu nizam, Levh-i Mahfuz ise, mukayyet nizam da, Kur’ân-ı Kerim’dir ve Levh-i Mahfuz’un aynasıdır.

Buna göre insan okuyacaktır. Okudukça anlamaya çalışacak, zaman zaman yanlış anlayacak, hatalar yapacak; tecrübelere girişecek; hata-savap potasından geçirdiği ilim cevherini itimat ve güvenirliğe, emniyet ve sağlamlığa ulaştıracaktır. Bakmak başka, görmek başka; anlamak başka, anladığını kabullenip şuur ve gönlüne mâl etmek başka; bütün bunlardan sonra tatbik etmek başka ve tatbik ettiğini de gayra teslim ve tevdî etmek tamamen başkadır.

Evet, idrakle ilgili bütün bu başkalıklar daima olup durmaktadır. Zira, kâinatta birçok kanunlar vardır ve bunlar, kanun Vâzı’ı tarafından fevkalâde bir âhenk içinde cereyan ettirilmektedir. Bunların birkaçı şunlardan ibarettir:

1. Tek’ten çok’a gidiş,

2. Çoklar arasında benzerler, farklılar ve zıtların bulunuşu,

3. Zıtlar arasında faâl bir denge ve âhenk,

4. Münavebe (peşi peşine vazife devir teslimi),

5. Öğrenme, unutma ve yeniden öğrenme,

6. Cehd ve gayret,

7. Tahlil ve terkip (çözülüp-sentezlenme),

8. İlham ve inkişaf (içe doğma ve açıklığa kavuşma).

İnsan, bu kanunların bütününe tâbidir. Bu itibarladır ki, elbette çok insan olacaktır ve insanlar arasında benzerler, farklılar ve zıtlar bulunacaktır. Keza; insanlar arasında benzer, farklı fikir, görüş, inanış, davranış ve hareketler de olacaktır. Ancak bütün bu fıtrî zıtlıklar, durgun, boş değil, canlı ve faâl bir muvazene içinde olacaktır.

5