1- Ezelden ebede kadar her şeyi gören ve bilen Yüce Yaratıcı, evvelâ umumî mânâda geleceğin bir ilim ve irfan ve bunun zarurî neticesi olarak da bir iman devresi olacağına dikkati çekiyor. “Biz onlara, âfâkta (bir baştan bir başa tabiatın sinesinde) ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki, o Kur’ân’ın gerçek olduğu onlara iyice tebeyyün etsin.”3 İlk devirlerden günümüze kadar, bütün tasavvuf erbabının ‘mevrid’ bilip sık sık müracaat ettiği bu âyet, bilhassa ilim gözüyle ele alındığında, tek başına bir mucize olduğu kabul edilecektir.
Makro-âlemden mikro-âleme kadar, insanın araştırma ve düşünme sahası içine giren ne kadar şey varsa, gelecekte aydınlanan mahiyetleriyle Kur’ân’ı doğrulayacak ve Yaratanın varlığını ve birliğini gösterecektir. Şimdi vitrinlerde teşhir edilen bu mevzu ile alâkalı yüzlerce kitaba bakınca, ilâhî beyanın süratle tahakkuk etmeye doğru gittiğini görüyor ve daha şimdiden, gelecekte anlaşılabilecek, tabiata ait binlerce dilin onu tesbih ettiğini duyuyor gibi oluyoruz.
Vâkıa, bugün dahi pek çok hâdiselerin diliyle “Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu hamd ederek tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ama siz, onların tesbihlerini anlamazsınız.”4 hakikatinden anladığımız şeyler, küçümsenmeyecek kadardır. Evet, atomların çözülen dili, bize pek çok şey ifade ettiği gibi nebulaların tarrakalarından da, bir hayli şey anlamış bulunuyoruz. Ne var ki, henüz bu âlemşümul tesbihi duyacak ve anlayacak kimselerin sayısı pek az, onu dünyaya duyuracak Kur’ân talebeleri pek cılız bulunmaktadır.
Dipnotlar
- 3 Fussilet sûresi, 41/53.
- 4 İsrâ sûresi, 17/44.