İçeriğe geç

Melekler, o kadar eşya ve hâdiselerin içindedirler ki, onlarsız ne bir yağmur damlası, ne de bir gök gürültüsü düşünmek mümkün değildir. İşte şeriat-ı fıtriyede (kâinatta cereyan eden kanunlar) bu şuurlu kuvvetler, her şeyi elinde tutan Hakk’ın sonsuz kuvvetinin -kabiliyet ve istidatlarına göre- onlardaki tecellîsinden ibaret olduğu gibi, bu büyük ve muhteşem tecellînin nokta-i mihrakiyesi olan, en değerli varlık insanoğlunun, hareket ve davranışlarını düzenlemek üzere ilâhî âlemden esip esip gelen vahiy ve ilham meltemleri de yine vahiy ve ilham Sahibi’nin onlardaki tecellîsinden başka bir şey değildir.

Bu itibarla, Yaratanla yaratık arasında vasıta olan ve Yaratıcı’nın muhteşem kudretine dayanarak, atomlardan nebülözlere kadar geniş bir sahada melekûtî güç ve kuvvetin nezaret ve tasarrufunun vazifelileri olan melekleri beşere benzetmek ve beşer için zarurî olan bir kısım kayıtları onlar için de vârid görmek, bir düşünce inhirafı ve bir cehalet ifadesidir.

Evet; eğer melek de, insanlar gibi sırtında maddî bir ceset taşıyıp çözülme ve dağılmaya maruz kalsa ve her canlı gibi zaman tarafından aşındırılsaydı, onun hakkında vereceğimiz hükümlerde, insanı, bir ölçü, bir mikyas kabul etmek mümkün olurdu. Hâlbuki, büyük bir farklılık var; hem de iki sınıfın birbirine kıyas edilmesini imkânsız kılacak kadar var!..

156